Bakan Kacır, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı bünyesinde yaptığı konuşmada, Alman otomotiv üreticilerini Türkiye’ye yatırım yapmaya davet etti. Küresel üretim ve tedarik zinciri haritalarının yeniden şekillendiği bir dönemde, Türkiye‐Almanya ilişkilerinin yeni bir yatırım iklimi yaratma fırsatı sunduğuna dikkat çekti.
Ortaklık ruhuna vurgu
Bakan Kacır, “Türkiye ve Almanya arasındaki güçlü ve tarihsel ortaklık, bu değişimi ortak başarılara dönüştürmemiz için bize cesaretlendirici bir zemin sunuyor” diyerek iki ülke arasındaki köklü bir iş birliğine işaret etti. Türkiye’de şu anda 8 binden fazla Alman sermayeli şirketin faaliyet gösterdiğini belirten Kacır, bu şirketlerin üretim, istihdam ve ihracat yoluyla hem ülkeye katkı sunduğunu hem de kazandıklarını ifade etti. Ayrıca, Almanya’da Türk girişimciler tarafından kurulan ve yıllık cirosu 50 milyar doları aşan 80 binden fazla şirketin Alman ekonomisine yenilikçi güç ve rekabet yeteneği kattığını da hatırlattı.
Türkiye’nin yatırım cazibesi
Kacır, Türkiye’nin son 23 yılda kapsamlı reformlarla yatırım ortamını güçlendirdiğini söyledi. Makroekonomik istikrarın arttığını, yatırımcının güven duyduğu, öngörülebilir bir ortam oluştuğunu vurguladı. Sanayi ve teknoloji alanında atılan adımların Türkiye’yi “küresel bir üretim üssü” konumuna taşımakta olduğunu aktardı: “Araştırma-inovasyon ekosistemi, planlı sanayi alanları, girişimcilik kültürü ve nitelikli insan kaynağıyla…” gibi ifadelerle bu dönüşümün altını çizdi. Örneğin; ürün ihracatının 36 milyar dolardan 270 milyar dolara çıktığını ve Türkiye’nin Çin’den sonra Orta Avrupa’ya kadar uzanan kuşakta en çok ülkeye, en çok çeşit ürünü ihraç eden rekabetçi ülke konumuna geldiğini belirtti.
Otomotiv sektörü ve Türkiye’nin rolü
Otomotiv sektörü bu dönüşümün lokomotiflerinden biri olarak öne çıkıyor. Kacır’ın verdiği bilgilere göre; Türkiye’nin otomotiv üretimi yıllık 2,2 milyon araç kapasitesine ulaşmış durumda ve yüksek katma değerli parçaları uluslararası kalite standartlarında üretebilme kabiliyetine sahip. Ayrıca, geçen yıl otomotiv ihracatında 37,2 milyar dolarla rekor kırdığını ve bu yılın ilk on ayında güçlü bir performans sergilendiğini vurguladı. Türkiye’nin ayrıca Avrupa çapında: ticari araç ve otobüs üretiminde birinci, otomotiv üretiminde ise dördüncü sırada yer aldığı ifade edildi.
Mobilite ve yeni dönüşüm
Klasik otomobil üretim süreci artık yerini elektrikli araçlara (EA) ve mobilite hizmetlerine bırakıyor. Kacır’a göre, içten yanmalı araçlarda yaklaşık 30 bin parça bulunurken, elektrikli araçlarda bu sayı 10–15 bin bandına geriliyor. Bu durum, otomotiv pazarının artık “araç satışı”nın ötesinde; enerji, yazılım, veri ve hizmetlerin iç içe geçtiği bir rekabet alanına dönüştüğünü gösteriyor. Bakan, Türkiye’nin bu dönüşümde öncü olmaya hazır olduğunu belirtirken, ülkenin yerli otomobil markası TOGG’u bu vizyonun kritik bir parçası olarak sundu. TOGG’un yalnızca iç pazar için değil, Avrupa’nın gelişmiş pazarı için de tercih edilecek bir mobilite markası olarak konumlandırıldığına dikkat çekti.
Alman üreticilere özel çağrı
Bakan Kacır, Alman üreticilerin Türkiye’yi yakından tanıdığını ve Türkiye’de üretim yapan firmaların elektrikli ve hibrit araçlara yöneldiğini söyledi. Türkiye’nin sunduğu “öngörülebilir yatırım ortamı”, “güçlü sanayi altyapısı” ve “nitelikli insan kaynağı” ile Almanya’nın otomotiv sektöründe ihtiyaç duyduğu güvenilir, rekabetçi ve uzun vadeli ortağı olduğunu dile getirdi. Türkiye’de üretimini yapan Alman OEM’lerin kalite, maliyet, teslimat sürekliliği ve mühendislik standartlarını başarıyla karşılayan Türk tedarik sanayisine dikkat çeken Kacır, “Türkiye’yi adeta ikinci eviniz olarak görebilirsiniz” mesajını verdi. Enerji yönetim sistemlerinden araç içi yazılıma geniş bir yelpazede Türkiye’nin mobilite ekosisteminde yer alabileceğini ve Alman otomotiv firmalarının elektrifikasyon, dijitalleşme ve yeşil dönüşüm hedefleriyle tam uyumlu çözümler geliştirebileceğini aktardı.
Lojistik avantaj ve bölgesel merkez olma hedefi
Türkiye’nin yerel avantajları da yatırım çağrısında öne çıktı. Türkiye, imzaladığı serbest ticaret anlaşmaları ve Gümrük Birliği üyeliğiyle 1 milyarlık alım gücüne sahip nüfusa erişim imkânı sunuyor. Ayrıca, modern otoyolları, gelişmiş liman ve hava kargo altyapısı ve üç kıtanın kesişim noktasındaki stratejik konumu sayesinde küresel tedarik zincirlerinin doğal lojistik üssü olma yolunda. Türkiye’nin genç ve dinamik nüfus yapısı da avantaj olarak sunuluyor; Almanya başta olmak üzere Avrupa ülkelerine kıyasla yaklaşık 10-15 yaş daha genç bir nüfusla üretim ve inovasyon altyapısı için uygun insan kaynağına sahip.
Yatırımcıya sesleniş
Kacır konuşmasını şu satırlarla tamamladı: “Türkiye’yi salt bir pazar olarak değil, bölgesel ve küresel değer zincirlerine ihraç da gerçekleştirebilecek bir merkez olarak konumlandırın. Yatırımlarınızı tamamlayacak AR-GE altyapısını ülkemizde kurun.” Bu büyük dönüşüm fırtınasında Türkiye ve Almanya’nın iş birliğiyle daha da güçleneceğini belirten Bakan, “Ve birlikte çok daha fazla kazanacağız” diyerek iş birliği çağrısını tekrarladı.



