
| Büyük hedefler yönümüzü gösterir; fakat hayatı değiştiren, bugün atabildiğimiz küçük ve doğru adımdır. Hasan Ceran, yirmi yıl önce bir kapının ardında duyduğu cümleden yola çıkarak meslekte ve hayatta ilerlemenin dengesini anlatıyor. |
O gün bir ev satılmadı. Bir portföy kazanamadım. Fakat elimde broşürlerle kapısını çaldığım o daireden, meslek hayatımın en değerli cümlelerinden birini alarak çıktım.
Yaklaşık yirmi yıl önce gayrimenkul sektörüne girdiğimde hayallerim vardı; deneyimim yoktu. Kapı kapı dolaşıyor, bazı kapıların hiç açılmadığını, bazılarının da yüzüme kapandığını görüyordum.
Yine böyle bir gün, dairesini satmak istemeyen yaşlı bir bey beni içeri davet etti. Yaklaşık bir saat sohbet ettik. Bugün hafızamda kalan anlamıyla bana şöyle dedi:
Evladım, büyük resme bakıp korkma. Önündeki adıma odaklan; onu attığında sıradaki adım görünür.
Bu söz o gün sorunlarımı çözmedi. Ertesi sabah bütün kapılar açılmadı, işler kendiliğinden gelmedi, yol birden kolaylaşmadı. Ama benim bakışım değişti.
Yolun başındaki insan, aldığı her cevabı işiyle sınırlı tutamıyor. Bir süre sonra mesleğine yöneltilen reddi, kendisi hakkında verilmiş bir karar gibi duymaya başlıyor. Bir kapı kapandığında yalnızca o evin kapısı değil, insanın içinde büyüttüğü umut da sarsılıyor.
Ben de sonuçlanmayan her görüşmeyi geleceğim hakkında verilmiş bir hüküm sanıyordum. Üstelik daha ilk günlerimde, yıllardır bu işi yapan insanların ulaştığı yere hemen varmak istiyordum. Kendi başlangıcımı, başkalarının yıllar içinde oluşturduğu sonuçlarla karşılaştırıyordum.
İnsan çoğu zaman başkasının ulaştığı sonucu görür; oraya gelene kadar yaşadığı tereddütleri, yalnızlığı ve yeniden başlama mecburiyetini görmez. Sonra onun yıllarını kendi ilk günleriyle kıyaslar. Böyle bir karşılaştırmada başlangıç hâlindeki insanın kendisini yetersiz hissetmesi neredeyse kaçınılmazdır.
O sohbet sayesinde yirmi yıllık bir yolu bir günde yürümeye çalıştığımı fark ettim. Tohumu daha toprağa bırakmadan ağacın gölgesinde oturmak istiyordum. Büyük hedefler gözümü korkutuyor; bu nedenle bugün yapmam gereken işe yeterince odaklanamıyordum.
O günden sonra kendime sorduğum soru değişti. ‘Bütün yolu bugün nasıl tamamlarım?’ yerine, ‘Bugün atmam gereken doğru adım nedir?’ diye düşünmeye başladım. ‘Bir Adım, Bir Hayat’ anlayışı benim için o sohbetle doğdu.
Yıllar sonra meslek hayatımda sıkça kullandığım başka bir cümle oluştu:
Tek ağaca bakma, ormana bak.
İlk bakışta bu iki düşünce çelişkili görünebilir. Biri önümdeki adıma odaklanmamı, diğeri başımı kaldırıp bütün ormanı görmemi söylüyor. Oysa hayatın dengesi tam da ikisinin arasında kuruluyor.
Büyük resimden vazgeçmek zorunda değiliz; yalnızca onun altında ezilmemeyi öğrenmeliyiz. Sadece önündeki ağaca bakan insan günlük işlerin içinde yönünü kaybedebilir. Yalnızca ormana bakan insan ise yolun büyüklüğünden korkup daha ilk adımı atmadan yorulabilir.
Bu nedenle başımızı kaldırıp nereye gittiğimizi görmeli, sonra gözümüzü bugüne çevirip yapmamız gereken işe odaklanmalıyız. Orman yönümüzü gösterir; küçük ve doğru adımlar bizi oraya taşır.
Üstelik büyük resim yalnızca ulaşmak istediğimiz makam, gelir veya başarı değildir. Nasıl bir insan olmak istediğimiz, hangi değerlerden vazgeçmeyeceğimiz ve yolun sonunda kendimize nasıl bakacağımız da o resmin içindedir. Yönümüz doğru değilse hızımızın artması bizi yalnızca yanlış yere daha çabuk götürür.
Bu gerçek yalnızca iş hayatına ait değildir. Mesleğe yeni başlayan biri, başarılı insanların bugününe bakar; onların ilk günlerindeki tereddütleri, kapanan kapıları ve kimsenin görmediği mücadeleleri bilmez. Başkasının tamamlanmış hikâyesini kendi başlangıcıyla karşılaştırınca, daha yolun başında kendisini başarısız ilan edebilir.
İlişkilerde de benzer bir acele yaşarız. Yıllar içinde oluşan kırgınlığı tek konuşmada gidermek, kaybolan güveni bir cümleyle geri getirmek isteriz. Oysa ilk doğru adım bazen konuşmak değil, dinlemektir. Bazen özür dilemek, yardım istemek veya yanlış olduğunu bildiğimiz bir yolda durabilmektir.
Hayat bizden her şeyi aynı gün çözmemizi istemiyor. Bazen gereken yalnızca uzun süredir ertelediğimiz bir telefonu açmak, yarım bıraktığımız işe yeniden dönmek veya kendimize karşı dürüst olmaktır. Dışarıdan küçük görünen bu hareketler, insanın kendi hayatıyla yeniden bağ kurduğu dönüm noktalarına dönüşebilir.
Küçük adım, önemsiz adım değildir. Bugün atabileceğimiz, yarın tekrarlayabileceğimiz ve bizi seçtiğimiz yöne yaklaştıran gerçek harekettir.
Elbette her adım istediğimiz sonucu getirmez. Bir işin sonuçlanmaması, bütün meslek hayatımızı başarısız yapmaz. Bir insanın bizi hayal kırıklığına uğratması, hiç kimseye güvenilemeyeceğini göstermez. Kötü geçen bir gün de bütün hayatımız hakkında hüküm vermeye yetmez.
Ormana bakmak, önümüzde duran sorunu küçümsemek değildir. O sorunun hayatımızın tamamı olmadığını hatırlamaktır.
Bugün geriye baktığımda, yirmi yılı aşan yolumun yalnızca başarılarla oluşmadığını görüyorum. Açılan kapılar kadar kapananlar, doğru kararlar kadar yanlışlar, yanımda kalanlar kadar yollarımızın ayrıldığı insanlar da bu hikâyenin içinde.
Beni bugüne getiren, hiç hata yapmamak değildi. Bir hatayı bütün hayatımın gerçeği hâline getirmemeyi öğrenmekti.
O kapıda yapılan sohbetin üzerinden uzun yıllar geçti. Fakat duyduğum cümlenin bende bıraktığı iz hâlâ yoluma eşlik ediyor. Bazı karşılaşmalar kısa sürer; etkileri ise yıllarca devam eder.
O gün bir ev satılmadı. Ama benim hayata ve mesleğime bakışım değişti.
Şimdi büyük bir hedef karşısında kendimi yetersiz hissettiğimde iki şeyi hatırlıyorum: Başını kaldır ve nereye gittiğini gör. Sonra gözünü bugüne çevir ve doğru adımı at.
Çünkü bir hayat bir günde kurulmaz. Fakat doğru yönde atılan küçük bir adım, zamanla bütün hayatın yönünü değiştirebilir.
| Kurmak istediğiniz hayatı görebiliyor musunuz? Ona yaklaşmak için bugün atacağınız küçük ama doğru adım ne? |













