Ana Sayfa Arama Video Yazarlar
Kategoriler
Sosyal Medya
Aktif Başkent

Remax Tower

Tower Capital

Tower Ai

Tower Akademi

Yeninesil TV

Hasan Ceran

Gökten Düşen Üç Elma

İnsanoğlu bir varmış, bir yokmuş…

Pire berber, deve tellal iken; ben ninemin beşiğini tıngır mıngır sallar iken…

Gökten üç elma düşmüş.

Masallar, elmaların kime düştüğünü söyleyerek biter. Hayat ise tam orada başlar. Çünkü iş dünyasında asıl soru, elmanın kimin avucuna düştüğü değildir. O elmanın hangi toprakta büyüdüğü, kimlerin emeğiyle olgunlaştığı ve onu eline alan kişinin bundan sonra ne yapacağıdır.

Masalın İçindeki Gerçek Hayat

Yıllar boyunca iş hayatında pek çok insanla aynı masanın etrafında oturdum. Birlikte yol yürüdüğüm, bilgi paylaştığım, onlardan öğrendiğim, bazılarını yetiştirdiğim, bazılarının da beni değiştirdiği insanlar oldu. Kimi uzun yıllar kaldı, kimi başka bir yol seçti. Kimi ayrılırken geride güzel bir iz bıraktı; kimi aynı odada kalmasına rağmen aramızdaki bağ çoktan koptu.

Zaman bana şunu gösterdi: İş hayatındaki ilişkileri yalnızca “Kim kime ne öğretti?” veya “Kim kimin yanında ne kadar kaldı?” sorularıyla anlamak mümkün değil. İnsanlar birbirlerinin sahibi olmaz; fakat birbirlerinin hikâyesinde iz bırakır. Kurumlar insanlara alan açar, insanlar kurumlara emek verir. Bilgi de yalnızca bir yönden diğerine akmaz; konuşmaların, hataların, itirazların, başarıların ve hayal kırıklıklarının içinde karşılıklı olarak oluşur.

Bu nedenle bu yazı birilerini yüceltmek veya birilerini suçlamak için değil; birlikte üretilen değerin, insanın kendisi olma hakkının ve yollar ayrıldığında geride kalan görünmez bağın anlamını düşünmek için yazıldı.

Birinci Elma: Bilgi Kimin?

Birinci elma bilgiye düşmüş.

Hiç kimse mesleki hayatına gerçekten sıfırdan başlamaz. Kullandığımız dili, çalışma yöntemimizi, cesaretimizi ve karar alma biçimimizi başkalarıyla kurduğumuz ilişkiler içinde ediniriz. Modern hayat başarıyı kişisel bir kahramanlık hikâyesi olarak anlatmayı sever:

“Ben çalıştım, ben öğrendim, ben başardım.”

Oysa her “ben”in arkasında görünmeyen bir “biz” vardır. Zamanında söylenmiş bir cümle, açılmış bir kapı, yapılmasına izin verilmiş bir hata, paylaşılmış bir deneyim veya zor bir anda gösterilmiş güven…

“Bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum” sözü de bir insana ömür boyu boyun eğmek anlamına gelmez. Böyle bir yorum, insanın özgürlüğüne ve onuruna aykırıdır. Bu söz, hiçbir başarının köksüz olmadığını hatırlatır. Bir harfin bile ardında başka insanların zamanı, emeği ve birikimi bulunduğunu söyler.

Bilgi sosyolojik açıdan yalnızca kişisel bir kazanım değil, bir ilişki ürünüdür. Deneyimli olan yeni başlayana bir yöntem gösterirken, yeni başlayan da sorduğu sorularla yerleşmiş kabulleri görünür hâle getirir. Biri geçmişin birikimini taşır, diğeri geleceğin ihtimallerini açar. Böylece öğrenme, tek taraflı bir aktarım olmaktan çıkar ve birlikte dönüşmenin alanına dönüşür.

Fakat bilgi paylaşmak, bir insan üzerinde mülkiyet hakkı doğurmaz. Minnet, boyun eğmek değildir; hafızasını kaybetmemektir. Öğreten, karşısındakinin geleceğini sahiplenemez. Öğrenen de kendisini bütünüyle kendi eseriymiş gibi anlatamaz.

Bilgi kimsenin malı değildir; fakat hiçbir bilgi de sahipsiz bir geçmişten gelmez.

İkinci Elma: İnsan Nasıl Kendisi Olur?

İkinci elma insana düşmüş.

İnsan, kendisine öğretilenleri aynen tekrarladığında yalnızca bir kopyaya dönüşür. Oysa öğrenmenin gerçek amacı benzemek değil, dönüşmektir. Bilgi alınır, sorgulanır, yeniden yorumlanır ve insanın kendi karakteri içinde başka bir biçim kazanır.

“Kopyalar çoğalır, karakter ise inşa edilir.”

Karakter, geçmişi reddetmek değildir. Geçmişten aldığını kendi düşüncesiyle yoğurabilme cesaretidir. İnsan kendisine yol açanları inkâr etmeden de farklı bir yol seçebilir. Başka bir kurumda çalışabilir, başka bir yöntem geliştirebilir ve kendisine öğretilen bazı doğruları sorgulayabilir.

İnsan yetiştirmenin en büyük çelişkisi de burada ortaya çıkar: Gerçekten gelişmesini istediğimiz kişinin bir gün bize ihtiyaç duymayacak kadar güçlenmesini göze alabiliyor muyuz? Onun farklı düşünmesini, bizi eleştirmesini ve bizim açtığımız yoldan değil, kendi seçtiği yoldan ilerlemesini kabul edebiliyor muyuz? Çünkü bir insanın bize benzemesi, bizden öğrendiğinin kanıtı değildir. Bazen öğrenmenin en güçlü kanıtı, bize rağmen değil ama bizden farklı bir cevap verebilmesidir.

Gerçek gelişim, herkesin aynı düşünmesiyle değil; insanların kendi düşüncelerini oluşturabilecekleri güvenli bir ortamın kurulmasıyla mümkündür. İyi bir kurum kendisine benzeyen insanlar üretmez. Kendi ayakları üzerinde durabilen, karar verebilen ve aldığı bilgiyi yeni bir değere dönüştürebilen insanlar yetiştirir.

Çünkü bağımlılık sadakat değildir; benzerlik de karakter değildir.

Üçüncü Elma: Ortak Emek Nasıl Hatırlanır?

Üçüncü elma, ne yalnızca öğretene ne de yalnızca öğrenene düşmüş.

O elma, aralarında oluşan görünmez emeğe düşmüş.

Sosyolojik açıdan kurum dediğimiz şey yalnızca bir bina, marka, sözleşme veya organizasyon şeması değildir. Kurum; insanların birbirlerine duyduğu güvenin, birlikte yaşadıkları tecrübelerin ve zaman içinde oluşturdukları ortak anlamın toplamıdır.

Bu nedenle ayrılmak her zaman vefasızlık, kalmak da her zaman sadakat değildir. Bazen insan aynı kurumda kalır fakat ortak güveni çoktan terk etmiştir. Bazen de başka bir yola gider; buna rağmen kendisine sunulan imkânları, birlikte üretilen değeri ve hayatına dokunan insanları saygıyla hatırlamaya devam eder.

Ayrılığın Ahlakı

Birlikte çalışırken saygılı görünmek kolaydır. İnsanların ve kurumların gerçek sınavı, çıkarların ayrıldığı anda başlar. Ayrılan kişinin geçmişini yok sayması ne kadar eksikse, kurumun giden kişiyi bir anda değersizleştirmesi de o kadar eksiktir. Dün birlikte üretilen başarı, bugün yollar ayrıldı diye yalnızca bir tarafın hikâyesine dönüşmez.

İnsan çalıştığı yere ömür boyu borçlu değildir. Fakat kendisine duyulan güveni, paylaşılan bilgiyi, ticari sırları ve kurulan ilişkileri yalnızca kişisel avantajı için kullanmama sorumluluğu taşır. Kurum da verdiği emeği bir borç senedine dönüştüremez; yetişen kişinin geleceğini, tercihlerini veya başarılarını sahiplenemez. Vefa, susmak, eleştirmemek veya sonsuza kadar aynı yerde kalmak değildir. Kendi yolunu açarken başkasının emeğini küçültmemek; geçmişini inkâr etmeden geleceğe yürüyebilmektir.

Vefa, bir yerde ne kadar uzun süre kaldığımızla değil; ayrılırken geride nasıl bir iz bıraktığımızla ilgilidir. Geçmişe bağlı kalmak değil, geçmişi inkâr etmeden geleceğe yürüyebilmektir.

Kurumsal hafıza da yalnızca bilgisayarlarda, arşivlerde veya toplantı tutanaklarında yaşamaz. İnsanların ortak emeği nasıl anlattıklarında, birbirlerinin katkısını nasıl hatırladıklarında ve yollar ayrıldığında nasıl davrandıklarında yaşar.

Kurumun Gerçek Sınavı

Olgun bir kurum yalnızca “İnsanları nasıl tutarız?” sorusunu sormaz. “Birlikte çalışırken nasıl geliştiririz, yollar ayrıldığında güveni nasıl koruruz ve oluşan bilgiyi kişilere bağımlı kalmadan nasıl kurumsal hafızaya dönüştürürüz?” sorularını da sorar. Çünkü kurum olmak, insanları içeride tutmak değil; ilişkiyi, bilgiyi ve ortak değeri adil bir sistem içinde yaşatabilmektir.

Belki de bir kurumun gerçek büyüklüğü, yalnızca yanında kalan insanların sayısıyla değil; ayrılanların o kurumdan söz ederken taşıdığı saygıyla ve kurumun onların ardından kullandığı dille ölçülür. Aynı masada oturmadığımız gün de birbirimizin emeğini teslim edebiliyorsak, kurumsal kültür kâğıt üzerinde kalmamış demektir.

Bu Elmalar Kime Düşmüş?

Gökten üç elma düşmüş…

Biri bildiğini kendisine saklamadan paylaşanlara…

Biri öğrendiğini taklide değil, karaktere dönüştürenlere…

Biri de kendi yolunda yürürken ortak emeği ve geçmişini inkâr etmeyenlere düşmüş.

Peki bizim payımıza düşen elma hangisi?

Daha önemlisi, o elmayı aldıktan sonra geride nasıl bir iz bırakacağız? Belki de cevap, bugün ne bildiğimizde değil; bildiklerimizle nasıl bir insan olduğumuzda saklıdır.

HASAN CERAN

Hasan Ceran ile İşin İnsan Hâli • TicariGM360

YAZARLAR

SON HABERLER

Ticarigm360 Türkiye’nin Yeni Nesil Ticari Gayrimenkul Yayını
Gizliliğe genel bakış

Bu web sitesi, size mümkün olan en iyi kullanıcı deneyimini sunabilmek için çerezleri kullanır. Çerez bilgileri tarayıcınızda saklanır ve web sitemize döndüğünüzde sizi tanımak ve ekibimizin web sitesinin hangi bölümlerini en ilginç ve yararlı bulduğunuzu anlamasına yardımcı olmak gibi işlevleri yerine getirir.

Elazığ Çelik Ahşap